#tüm amerikada-bir-cevelan entry'leri

yerleşilecek sahil kasabası

bkz: benim için tam olarak bu kasaba. bu yolun iki yanı orman, ormanın içinde sevimli ahşap evler, dahası yolun sonu da okyanusa çıkıyor! daha ne isterdim? evden çıkıp sokakta yürümeye başladığın anda karşılaştığın herkes selam verir, gülümser, kıyafetini veya saçını beğenir iltifat eder insanlar. yürüyüşünü yapar, bisikletine biner, müziğini dinler, sahilde güneşlenirsin.. bu küçük detaylar mutlu eder seni

adana

yarı memleket. ev özlemiyle dolduğum günlerden birinde, hareketli bir parça olan “adana’nın yolları taştan” türküsü bile beni ağlatmayı başarmıştır :D

adana kebabını da adana’da ilk kez yiyen, “daha önce kebap yememişim” diyecektir, o derecedir. sıcağına kurban olduğum

new york

hayatımın yaklaşık dört senesini geçirdiğim, hala da geçirmekte olduğum şehir. bana anımsattıkları derseniz aklıma ilk gelenler soğuk, kalabalık ve pislik olurdu gerçekten. özellikle kuzey amerika’da gezdiğim şehirler arasında en pis olanı new york kesinlikle. ayrıca evsiz sayısı ve suç oranı çok yüksek. burada sokakta uyumanın çok iyi bir fikir olduğunu düşünmüyorum. zira evsiz insanların birçoğu ne yazık ki madde bağımlısı veya saldırgan sonuçlara yol açabilecek psikolojik hastalıklara sahipler.

öte yandan bu şehirde turist olmayı çok isterdim gerçekten. mutlaka görmek gerek turist olarak. metropolitan müzesi (The Met) ve modern sanat müzesi (MoMa)’ ya uğramadan geçmeyin. üstelik bu iki müzeye de ücretsiz/çok cüzii ücretler karşılığı girmeniz mümkün. The Met’de “bağış yapmak istediğinizi” söyleyerek birkaç dolara giriş bileti alabilirsiniz. MoMa ise her cuma günü belirli saatler arasında ücretsiz. çılgın kalabalık oluyor ama değiyor :) broadway showları son dakika indirimli bilet veriyorlar, ayakta da olsa deneyimlemek gerek diye düşünüyorum.

kartpostallardaki o ünlü “new york gökdelenleri” manzarasını görmek için ise New Jersey tarafına geçmeniz gerekecek, o da çok kolay yine. trenle hoboken’a veya ispanyol otobüsleriyle union city’ye fort lee’ye geçebilirsiniz on dolardan aşağı fiyatlara. bkz:

central park bir yana, brooklyn köprüsü’nün altındaki dumbo bölgesi eşsizdir. şehrin kalabalığından uzakta güb batımının tadını çıkarabilir, mini pikniğinizi yapabilirsiniz.

beşinci avenue’daki saint patrick katedrali yine gezilmeye, görülmeye değer, içi dışı harikulade bir yapı.

son olarak, bol bol yürüyerek gezin şehri mümkünse. her sokağı ayrı keyifli olacaktır.

süper baba

bağlantı adresini kopyalamak için açmıştım, kapatmaya elim varmadı. yalnız gece gece iyi sızlattı yüreğimi hepimizin sevdiği o şarkı bana bir masal anlat baba

oy ve ötesi

ülkemizde seçimlerin şeffaflığını ve güvenilirliğini sağlamak için böyle bir oluşuma gerek duyuyor olmamız hepimiz adına çok onur kırıcı. öncelikle bunu belirterek sözlerime başlamak istedim.. ama elbette iyiki varlar, en azından oradalar ve bu biraz da olsa içimi ferahlatıyor! ülkemizde avukatlık yaptığım dönemlerde gönüllüleri olarak seçimde görev almıştım. emeklerinize, yüreklerinize sağlık güzel insanlar.

pasaport başvuru bedeli

başlığa bedelleri öğreneyim diye girmiştim, girmez olsaymışım bu nedir ya! harç bedellerini de dolara endekslemişler galiba, zira amerikan pasaportuna başvuru bedeli yetişkinler için toplam 170USD , bugünün kuruyla bizim toplam 10 yıllık bedeline (950 küsur tl) tekabül ediyor.. birim fiyat olarak hiç bahsetmiyorum zaten.. aylık asgari 2000 birim maaş kazanan amerikalı 170 ini pasaporta verirken, türk kardeşim 950 sini verecek. ne denilebilir ki?

şahane pazar

orada oynanan oyunları evde deneme isteğini bastırmanın çok zor olduğu şahane tv programı

türkiye’de genç olmak

bizden önceki dönemleri bilemem, günümüz türkiyesi’nde ise zordur genç olmak. iki ucu b.klu değnektir. diğer birçok ülkedeki yaşıtların hobiler edinirken, çeşitli sporlar yaparken, ne bileyim dünyayı falan gezerken sen sınav stresi, ekonomik sorunlar, gelecek kaygıları, bir de toplum baskısıyla boğuşur durursun.

sevgilimle gezeyim desen, abisi babası görür mü biri yetiştirir mi ailesine..

hobi edineyim ona zaman ayırayım desen, dershaneye kim gidecek? sınava kim hazırlanacak? hadi hepsini erteleyip üniversite kazanınca yapayım desen, hooop geldi mi konu ekonomik sorunlara.

amerikalı yaşıtının üç-beş ay en fazla, parasını biriktirip aldığı otomobili sen belki yetişkin hayatında bile alamayacaksın. hadi aldın, benzin doldurup gezemeyeceksin. hadi gezdin, sevgilini yanında gezdiremeyeceksin.. avrupalı yaşıtının şehir değiştirir gibi gittiği ülkelere vize almak istesen dönem tatili için, aylarca vize için kapılarda gezeceksin. hadi aldın diyelim, kur farkı falan.. liste uzar gider.

herkes için mi böyle? elbette değil. herşey para mı? elbette değil. ama çoğunluk için durum böyle ne yazık ki.. bir de bayılana kadar gezip, yorulduk hadi hemen bir otel bulup yatalım demek var, aylar öncesinden couch ayarlamaya çalışmak var.. manhattanda temiz bir odayı 50 dolara kiralarsın. amerikalı genç için iki günlük harçlık. peki bizim gencimiz için?
bizden kötü durumda olan farklı ülkelerde gençler yok mu? elbette var, ama iyi örnek dururken kötüyü neden örnek gösterelim ki? şükür şükür diye bugünlere geldik resmen. her geçen gün öncekini aratır oldu. baksanıza doksanların eğlenceli deli dolu klipleri, reklamları, çılgın bedişleri bile yok artık. nesinden tat alalım?

edit: hayatının baharında şehit olma ihtimalini atlamışım, özür diliyorum.

üniversite kazanamamak

bir kazanan pişman, bir de kazanamayan. ülke şartlarını geçtim, küresel kriz de bir yandan hissettiriyor kendini. üniversite kazanmakla bitmiyor ki; parasız veya çok cüzi paralara çalışılan zorunlu stajlar, sonrasında yine cüzi paralar kazanmak için türlü streslerle yapılan mülakat süreçleri veya birtakım diğer sınavlar, sonra cüzi paralara çok çalışmalar, emeğinin karşılığını çoğu zaman alamamalar falan. şimdi ben anlamadım, neyi kazandık ki?

edit: yüksek lisans olayını unutmuşum. malum artık lisans yetmiyor, bir de yükseği bekleniyor