adana

Şehir dışında gururla Adanalıyım dediğin zaman, "sizin memlekette güneşe ateş ediyorlar mı gerçekten ? " Diye soruyla karşılaşmaktır.

hem tarihi hemde doğal alanları geniş olan insanının samimiyet dolu olduğu şehir, Adana kebap yiyip ve acılı şalgam içmeden dönülmeyecek şehirdir.

Tek sorunu 50 kuruş isteyen tirreklerdir.
"Adana adliyesindeymişçesine" gibi bir üç buçuk atma söylemine ev sahipliği yapar
benim için ölüm şehri. uçakla üzerinden bile geçmeyeceğime yemin ettiğim şehir.

olay birkaç sene önce kız arkadaşımla yürürken yaşanıyor. tanıdığım bir yönetmen kız arkadaşımın yanında beni arayıp adana turnesi olacağını, oyuncu eksiği olduğunu, çalışırsam iki haftada rahatça halledebileceğimi söylüyor. anlaşıyoruz, sözleşiyoruz kapatıyoruz telefonu. kent konseyi binasında buluşacağız ama kız arkadaş rahat durur mu? Gidemezmişim. Görüşmeye benimle gelmesini söylüyorum. bak diyorum ortamı gör hocayı tanı falan. kabul ediyor. karşımda yönetmen arkasında başka bir oyuncu benim yanımda kız arkadaşım konuşma içerisindeyiz. nasıl gidilecek, karakter nedir vs. Kız arkadaşım yönetmenin arkasındakı oyuncuyu, ki bu oyuncu çok güzel bir kadın, kesiyor. terslik çıkacağını anlıyorum.binadan çıkıyoruz. beni vazgeçiremeyeceğini anlayınca ben de geliyorum diyor ve nasıl olduğunu bilmiyorum, geliyor?! turne otobüsüne biniyoruz. ama otobüs yamuk. bildiğin yamuk. bize gelmesi gereken otobüs kaza yapmış. o otobüsün yedeği bozulmuş. anlayacağınız otobüsümüzün yedeğinin yedeğindeyiz. Başrol oyuncusunun amcası ölmüş, bursa'ya gitti. bir başka başrol oyuncusu terslik yaptı gelmedi. iki başrolümüz yok ve otobüs yamuk. bu başlangıç...

yola çıkıyoruz. eğlenceler falan. kız arkadaşımla en arka koltuktayız. kız benim için turneye geldi diye bana soğuk yapıyor. tıngır mıngır adana'ya Eskişehir'den 12 saatte vardık. konya'dan nefret etme sebebim de buradandır, bitmiyor! 7 saat sürer mi ulan bir şehir? adana il sınırlarından içeri girdik. kız arkadaşım fenalaştı. çenesi kitlendi. otobüs durduruldu, ambulans geldi falan derken o ara benim kafam pek yok. görenler ise kız arkadaşımın durumuna değil benim halime ağlamışlar. onlardan duydum.

Baraja gittik ama durur mu zeus, yapıştırdı bir şimşek daha ben fenalaştım. gerizekalı arkadaşlarımdan birisi turunç yedirmeye çalıştı.

şanslıyız ki merkez parkın yakınındaki öğretmenevine yerleştik. ekipte -o zamanlar- en sevmediğim ikili ile aynı odaya verildim. sonra akşama doğru haber geldi. oyuncularımızdan birisi (cenazesi olan) gelemiyor. ne demek gelemiyor? boku yediğimiz anda yönetmenimiz başrole geçiyor, birisi diğer başrole geçiyor. gece bitmek bilmez provalar başlıyor. nasıl bir kenetlenme. birinin canı kahve çekiyor, ibrahim kettle buluyor. gece 3. ibrahim onu nasıl buldu hala bilmiyoruz. fırından çaldım diyor, inanmak istemiyorum.

oyun günü geliyor çatıyor. haliyle sıçıyoruz. oyundaki saçma doğaçlamalar üç sayfa falan süreceği için yazamıyorum. ilk perdede selam veriyoruz. herkes berbat durumda. artık gidelim şu şehirden diye bakıyoruz. belediye başkanı yemeğe götürüyor. yiyoruz da hangi yüzle bilmiyoruz.

restorandan çıkıyoruz. kapıda kız arkadaşım benden ayrılıyor. baya terk ediyor.

otobüse biniyoruz.

aradaki ince detayları hatırlayamıyorum, kabaca böyle.

eskişehir'e 30 km kala yedeğin yedeği otobüsün tekeri patlıyor. diyarbakır otobüsüyle eskişehir'e dönüyoruz.

o gün yemin ediyorum ve o yemini gülek boğazı uğruna bozuyorum. o ilerleyen günlerde bambaşka bir entry olacak. hem de içinde ölümden dönme var.
doğduğum, büyüdüğüm, okuduğum, kaçıp her seferinde geri döndüğüm, nickimi almama sebep olan milyonlarca insanın olduğu harika şehir
uçak kapısından ilk çıkıldığında yüzünüze fön makinesi tutulmuş hissiyatı veren şehir. yanüyürr...
Otogarında kısa bir molayla tanıştığım ve otobüsten inerken aynı fönün benim yüzüme de tutulduğu şehirdir.
duyulduyunda şaşırılacak (oha, çüş, yuh) haberler bu şehirden çıkar.