gezgin itiraf

/ 11
ilk otostop çektiğimde yolculuğumun güzel geçmesi için şoförün söylediği her şeye katılmıştım. sonu öyle saçma noktaya gelmişti ki en sevdiğim yemeğe bile "abi sorma bak midem kalktı" demiştim.

özür dilerim anne.
Şimdi gelelim güzel bi itirafa.

Yaklaşık 6 ay boyunca bir kız arkadaşım vardı farklı şehirlerde yaşıyoduk ama her ay minimum 8-10 günümüz beraber geçerdi ya o izmire gelirdi yada ben bursaya giderdim. Gezginiz ya hani insanlara ön yargısız yaklaşıyoruz. çok sorgulamadan hoşlandığım için sevgili olmuştuk. seviyomuydu sevmiyomuydu bilmiyorum ama durum garip, çok uğraşmıştı ilişkimizin bitmemesi için. ilişkimiz bittikten 1 yıl sonra ev arkadaşıyla karşılaştım eski sevgilimin. hoş ben de karşılaşmadım benim ev arkadaşım eski sevgilimin ev arkadaşıyla karşılaşıp muhabbet etmişler.
itiraf da burada geliyor, meğersem benim eski kız arkadaşım para karşılığı birileriyle ilişkiye giriyomuş. bunu yargılamadım asla da yargılamam, işin sıkıntılı boyutu ben hayatındayken bunu yapmaya devam etmesi, sanki paramız yoktu. Velhasıl ben bunu öğrendikten sonra tepki vermedim ve olabilir kendi hayatı diyip geçtim.

Sonra evde oturdum düşündüm hatun beni gerçekten seviyomuş, çünkü insanlar sevdiklerinden kâr amacı gütmez
Edit 1: imla
Edit 2: kötü jargon
yanımda gelen arkadaşlarıma hep "sıkıntı yok, bendesin, biliyorum tabii nereye gideceğimi" desem de hiçbir şey bildiğim yok ama yol nereye götürdüyse gittik, yol bu abi.. hep bir yerlere götürür
Otostoptayken kimse telaşlanmasın ya da merak etmeye devam etmesin diye varış zamanımdan saatler öncesi vardığımı söylüyorum insanlara
umarım ilk ve son itirafım olur. kendi ölümümü kurguladım sözlük. yaşamayı çok seviyorum ama her ölümlü gibi o gün gelecek ve denk getirebilirsem o günden 1 yıl önce falan ortadan kaybolup sahra çölünün gözden uzak bir yerine uzun bir yolculuk gerçekleştirip yolculuk süresince çeşitli uyuşturucu maddeleri deneyerek halüsinasyonlu patlamalı takılıp en son altın vuruşu yaparak varsa bir tanrı karşısına çıkmayı planlıyorum.
istanbulda yaşamak o kadar pahalı ki öğrenci olmama rağmen her gün yemek yapıyorum, kendi içkimi kendim yapıyorum, kahvemi de evden götürücem artık, kendi kıyafetlerimi de kendim dikicem bu yüzden dikiş makinesi aldım. Millet sorarsa hepsine hobi diyorum ama genellikle derdim para harcamamak ve cimrilikte sınır tanımıyorum. yaptığım her harcamayı kuruşuna kadar hesaplıyorum. Genellikle param yetmediğinden değil, bardakta çaya dört lira makarnaya onbeş lira verince birileri bu paralarla dansöz oynatıyor kesin diye düşündüğüm ve enayi hissettiğim için kendimi. Leman kültüre giden insanlara mal gözüyle bakıyorum ve önünden geçerken bile sinirim bozuluyor, konser mekanlarına içki matarasında alkol sokuyorum ve orda bira dışında bir şey içenlere de salak gözüyle bakıyorum. hava sıcakken sokak varken mekanlarda oturan herkese istisnasız salak gözüyle bakıyorum. Sinemalar çok pahalı yea diyip 20 liraya efes içenlerden nefret ediyorum. Haklı da değilim sadece takıntılıyım bence. Her gece uyumadan önce dolar kaç olmuş diye bakıyorum, dört yıl daha bu içki fiyatlarına dayanamam diye zar zor girdiğim boğaziçi üniversitesini bi yıl erken bitirmeyi ve avrupada küçük bir kıyı kentine gitmeyi planlıyorum. Böyle düzenin de allah belasını versin.
Gunumun 4/3 unu otostopta gecirip ustune bi de donuma kadar islandigim bolu donusunde soguktan titrerken, uyusan parmaklarimla bi sigara yakip calan telefonumu acmistim.
- Napiyorsun oglum nasil gidiyor ?
- Ne olsun evdeyim anne ders calisiyorum..
topluca anlatayım da çıksın aradan...

bataklığın içerisindeyim sözlük, çıkamıyorum.


yanlış anlamayın bir araya gelsek, mümkünatı yok anlayamazsınız üzgün olduğumu. etrafımdaki insanlar beni çok seviyor. görüştüğüm insanlar, okul arkadaşlarım, hocalarım... hatta dün bölüm başkanı beni övdü. hayatımın en gururlu günüydü diyebilirim. liseyi, birinci olarak bitirdiğimde dahi böyle gururlu hissetmemiştim.

herkes seviyor sevmesine de kimse "nasılsın" demiyor. kimse benim için bir şeyler düşünmüyor. 10 dakika önce bankacılık okuyan arkadaşlarımı staj için birilerine yönlendirdim. hem de hiç böyle bir talepleri yokken. çünkü biliyorum staj yapacak yer bulamayacaklar.

bütün arkadaşlarımın sorunlarına koşabiliyor onlara yardımcı olabiliyorum. işsiz olana iş, kan lazım olana gidip kanımı veriyorum. yetmediği noktada başka kan merkezlerine yönlendiriyorum. ya her şeyi herkes için yapıyorum, aslında evet bunları yaparken de karşılık beklemiyorum. ancak hiçbir arkadaşım ne beni anlayabiliyor, ne de benim derdime çözüm üretebiliyor. kabalığın içerisindeki yalnızlık diye bir ergenimsi laf var ya, tam da onu yaşıyorum şu sıralar. etrafımdaki herkes işi düştüğünde bana gelir ama ben kimseye gitmem. ya bunun tarifi yok anlatamıyorum bir türlü kelimelere dökemiyorum içimdeki çaresizliği.

ben doğum günlerimi de kutlamam.mesela doğum günümden 1 gece önce hiç uyumam ve doğum günüme yarım saat kala telefonu kapatır kütük gibi uyur, ertesi gün kalkarım. insanlar nedenini sorunca doğum günlerini sevmediğimi söylüyorum. oysa öyle değil, bana bu zamana kadar kimse hediye almadı, kimse doğum günümü kutlamadı. şimdi o gün uyanık geçirirsem, biliyorum birileri kutlamazsa üzülürüm. çünkü biliyorum, kimsenin işi düşmese aramaz, telefonumun şarjı bitmez...


çok anlatasım vardı ama buraya kadar dayanabildim. üzgünüm. yarın iş var aq.


gideyim de kendimi yine hayatın yorucu temposu içerisinde meşgul ederken sorunları görmezden geleyim.
/ 11