bir insana sonradan öğretilebilecek en zor şey

merhamettir. annesinin babasının aşılayamadığını ne yaparsanız yapın öğretemezsiniz.
disiplindir. çocuklukta alınmadıktan sonra tutturulamıyor.
Matematik öğretmek de çok zor arkadaşlar. Matematik derken çok basit matematik, sadece analitik düşünme gerektiren kadar.
“İyi biri olmak” içinde yoksa boş bomboşşş vakit kaybı
konuşmak, sonradan öğretilmesi en zor şeylerden biridir. birini kırmadan konuşmayı öğrenmek zordur, konuştuğun dili öğrenirken yanlış öğrendikten sonra düzeltemezsin. günlük hayatta karşılaştığınız insanlara bakın. örneğin, karadeniz bölgesinin batı kıyısında doğup büyümüştür, 'e'yi açarak kullanan ailesi vardır ve çocuğuna doğrusunu ogretmemişlerdir, o çocuk ne kadar çabalarsa çabalasın e harfini açarak kullanmaya devam eder. kars, erzurum, ardahan yöresinde doğmuş büyümüştür, konuşurken 'k' ile başlayan kelimeleri keskin kalır, angara'da doğmuş büyümüştür. o konuşurken fark etmez ama şivesi vardır. hele ki sokakta büyümüş neslin çocukları. tv ve internet etkisinde kalmamış olanları asla düzelemezler ve malesef azalarak bitmekteler.

neden malesef dediğime gelirsek. her ne kadar dilin doğru kullanımı asıl olan, doğru olan gibi gelse de; şive ve ağız edebiyata ve günlük yaşama renk katan eşsiz 'doğal' öğedir.

fazla uzatmadan, bu, dünyanın tüm ülkelerinde, önemli bir olgudur. bu yüzden aksan esprileri, her dilde komik olduğu kadar o dilin zenginliğine zenginlik katar. bu gerçeği daha 6 ay önce sevgili eşim, bana
-hafif aksan severim, sende de var dediğinde fark ettim. o güne kadar yöresel bir dilim olduğunun farkında değildim.

Not: 'la bebe', bebe gibi kelimeleri kullandığım zamanlar hariç. onlar mahallemden yadigar.