budapeşte

yakın arkadaşımın benden habersiz hostelden çıkıp striptiz kulüplerinde cirit atarak beni çatlattığı şehir. Bir an gerçekten böbreği çaldırdı sanmıştım ama.
St. Stephen's Bazilikasının 2 sokak yukarısındaki Retro büfede Langoş yemeden dönmeyin.
Spar, Aldi ve Prima ise en ucuz marketler.
ilk yurtdışı deneyimimi yaşadığım şehir. ben her şeyiyle çok sevmiştim. ufak bir rehber olarak yazılacak şeyler ise şunlar;

öncelikle havalimanına indikten sonra 10 euro falan bozun havalimanında. kur çok kazık çünkü. normal paranızı şehir merkezinde daha rahat bozabilirsiniz. daha sonra çift bilet alıp,200e otobüsüne binip, köbanya kispest istasyonunda iniyoruz. ilk bileti turuncu kutulara okuttuktan sonra metro ya binerken ikinci bileti okutmayı unutmayın. -ben unuttum 35€ ceza yedim biletim olduğu halde-. daha sonra deak ferenc ter de inip çoğu metro hattına aktarma yapabilrisiniz.

deak ferenc ter de bulunan herhangi bir yerde bozdurabilirsiniz. ben budapest bank'ın yanında bozdurmuştum.

-metro için bilet alırken 1-3-7 gün sınırsız biletler var. fakat onlardan almayın. gereksiz pahallı. öğrenci oldugunuzu ibraz edebilirseniz (bkz: isic) indirimli fiyattan 15 günlük bileti daha ucuza alabilirsiniz.

konaklama olarak ise andrassy ut caddesi üzerinde kalırsanız hem merkezi olur hem de gece hayatına vs rahat bağlanabilirsiniz. özellikle oktogon önerimdir.

-gillert hill'e çıkıp manzaranın tadını çıkartabilirsiniz.
-parlamento binasının dışı güze olduğu kadar içi de muazzam. fakat tek başınıza gezemiyorsunuz, tura kayıt yaptırı polis ve tur advisor ı ile geziyorsunuz.
-buda kalesi, matthias church, fisherman bastion güzeldir.
-szent istvan bazilika
-büyük sinagog
-terör evine kesinlikle gidin, macar devriminin nasıl gerçekleştiğini tam olarak görmek anlamak mümkün.
- hopital in the rock'a zaman bulabiliyorsanız gidin, epey ilgi çekici gelmişti bana.
-hösök tere'ye bir uğrayın
- labirente girmek zaman kaybı gibi.
-margitsziget'e bir günü direkt ayırmakta fayda var. hem çok güzel yürüyüş yapılabileceğinden hem de ada çok güzel olduğundan tam dinlenme ve huzur dolmak için birebir.
-opera
-kemal atatürk parkına da bir uğrayın bence.
-tuna turuna katılın, yalnız forint ile ödeme yapın kesinlikle. euro ile daha fazlaya geliyor.
-istiklale benzeyen vörösmarty ter de bir tur atın kesinlikle.
-szechenyi thermal bath'e kesinlikle gitmelisiniz. bir gün buraya ayrılabilir. çok ama çok rahatlatıcı, keyifli. ayrıca her cumartesi akşamı da deli gibi partiler yapılıyor. herhangi bir partiye katılmadım fakat ilgiliyseniz şuradan bakabilirsiniz: http://szechenyispabaths.com/budapest-bath-party-dates/

yemek olarak langos, gulas, kürtöskalacs yemelisiniz. ayrıca palinkayı kesinlikle deneyin. biraz ağır olsa da güzel gitmekte. açık büfe sınırsız ucuz yemek için de oktogon bistro'yu tavsiye ederim.

market olarak spar iyi iş görür. budapeşte'nin suları temiz bu arada. bir şişe aldıktan sonra doldurabilrsiniz. boşa su parası vermeyin. ayrıca pembe kapaklı olanlardan almalısınız. ayrıca mizo'nun muzlu-çikolatalı sütünü kesinlikle için.

gece hayatı için ise instant, szimpla kert gibi mekanlara gidebilirsiniz.
Nehir kıyısında kızlara pek guvenmemenizi tavsiye ederim. Özellikle de 2 adet dişi arkadaşımız doğum günü partimiz var adresi bulamamiza yardım eder misin sorusunun ardından bize katılmak ister misin birşeyler içeriz falan derlerse hemen uzaklasin oradan. Sonradan öğrendim ki mekanlarla anlaşıp turist avlıyorlarmış sokaklarda.
geceleri bir başka güzel olan şehir. nehrin kenarında bir şeyler içerken inceden de müzik açarsanız eğer, sabaha kadar oradan kalkmayabilirsiniz. insana hiç düşünmediği şeyler düşündürtür ve hiç aklına gelmeyecek kararlar aldırır tuna nehrine akşamları bakmak. zannımca prag ve paris kadar romantik bir şehirdir.

tabi budapeşte'ye yazın gitmek çok hoş olmayabiliyor. malum adım başı turist. ama eğer sonbahar veya kış aylarında giderseniz tuna'nın romantizmi iliklerinize kadar işler.

bu şehir çok büyük acılar görmüştür. 2. dünya savaşını şiddetli yaşayan ülkelerden birisidir. bir dönem nazileri, bir dönem rusları desteklemişlerdir. her iki tarafın da merhametinin olmaması bu şehri çok yormuş. ve hala o büyük savaşın etkilerini şehirde görebiliyorsunuz. bir akşam nehir kenarında yürürken yerde ayakkabılar görmek ve onların 2.dünya savaşında katledilen yahudileri temsil ettiğini öğrenmek çok koyar insana mesela. tarihi bilinmesi gereken şehirlerdendir. ayrıca müzelerinde osmanlı himayesinde olduğu dönem için "osmanlı işgali dönemi" başlıklarını ve tabelalarını görebilirsiniz.

son olarak da eğer hostel veya otelde kalacaksanız seçebileceğiniz en eski binayı seçin. tahta kapılı asansöre binmenin heyecanı çok başka oluyor.
istanbul'a benzettiğim harika ötesi eğlence hayatı ve insanları olan şehir
szimpla kert, dan brown'un yeni romanına konu olmuş. oturup palinka'yı deneyin. yalnız para birimi biraz acayiptir. hesap kitap karıştırılabiliyor. "ne ara bu kadar harcadım lan" kafası yaşamayın sonra
istanbul'a benzettiğim bir şehirdir. en sevdiğim yanı ise gece izlenen manzarasıdır
Sokak sokak yürüyerek gezilmesi gereken, her sokağında ayrı güzellik barındıran, köprülerine hayran kalacağınız, Türklerin sevildiği, her yerde kebap görebileceğiniz, Margit-sziget adında muhteşem bir adası olan Macaristan şehri.
İnşallah vizede sıkıntı yaşamazsam ocak ayında gideceğim şehir. Yani yeni heyecanım , yeni kalp çarpıntım