brugge

belçika'nın orta çağ mimarisiyle "gerçeklik" algınızı bozacak, aşırı huzurlu şehri.
vişneli birası çok iyidir. şu dünyada barları, nehirleri, sokakları, mimarisi görülmesi gereken yerlerden biri. konaklama için st christopher inn tavsiyedir.
Vişneli birasını sevmesem de, çikolata kokan sokaklarında tekrar dolaşmak için sabırsızlandığım şehir. İlk interrail maceramda aklımda kalan en güzel yer.
sokakları çikolata kokan masal gibi bir şehirdir. kaç kişiyle konuştuysam herkes aynı şeyi söylüyor ‘beni burda bırakın’.
o değil de, o kadar kırmızı tuğlayı nerden bulmuşlar, tüm şehir kuzey avrupanın meşhur red brick’leri ile inşa edilmiş.
Eğer birkaç kişi geziyorsanız muhtemelen de Brüksel’den oraya geçecekseniz tek kişilik biletlerden almayın çok pahalıya gelir, bunun yerine 10 kullanımlık interrail biletine benzeyen ve sadece Belçika trenlerinde kullanılan biletler var, birden fazla kişi kullanabiliyor aynı anda.
belçika'ya gitmek isteyip zamanı kısıtlı olanlar için mükemmel bir şehir. brüksel'i falan boşveriniz efendim, direkt brugge'e geçiniz. samurai soslu efsane bir frites alıp, sokakların tadını çıkarınız. basilica of the holly blood'a uğramayı unutmayınız.
filmini izleyip de " bir gün mutlaka bu şehre gideceğim" demeyen yoktur.
kasım'ın 11'inde orda olacağım şehir. tekrar uğrıycam bu başlığa, by.
Gerçekten de bahsedildiği kadar muazzam yapısını günümüze dek koruyan şehir.
Not: Arbër olmadan olmaz ama