#tüm mubalagasiz entry'leri

geçen yaz ailevi sebeplerden dolayı berlin'e gitmeyi ertelemiştim, bu sene euro yüzünden ertelemek zorunda kaldım.
belki de sonsuza kadar ertelemeliyim avrupa hayalimi :(
ne olursa olsun o insanlar zulüm görmekte, bu bir şeyler söylemek için yeterli değil mi? dışardan bakınca konuşması kolay tabi. görmek istemeyen görmez ama sahiden bakınca gittiğinizde görürsünüz.
filistinlilerin çoğu orada çitlerle çevrili alanların içinde yaşamaktadır, yedikleri-içtikleri, tüketebildikleri, alabildikleri her şeyi israil bilir. İsrail askerleri psikolojik baskı uyguluyor ki bunu gözlerimle gördüm.
filistinlilerin mülkiyet hakkı yok.
belli bir yaşın altındaki erkeklerin beyt-ül makdise girme hakları yok, sadece kadınlar, çocuklar ve yaşlı erkekler.
diğer özerk bölgelerde durum vahim, halil şehrinde mesela her evde kurşun izleri, marketler kapanmış, hiç bir şey yok. çocuklar korkup kaçıyor, insanlar yaşam savaşı veriyor. durumu dramatize etmeyin demesi kolay ama gören gözle duyan kulak çok bir olmuyormuş bunu öğrendim oraya gidince.
edit:imlâ
bazen başımı göğe kaldırdığımda gördüğüm, nereye gittiğini bilmediğim herhangi bir uçakta.. bazen de metrobüste, Atatürk Havalimanına doğru yol alırken yola çıkıyor olmanın verdiği o tatlı heyecanla.. insan gezebilmeyi çok özlüyor.
bir dönem deli gibi dinlerdim, artık eskisi gibi sürekli dinlemesem de ara ara açıp dinler ve rahatlarım. onca sene geçmesine rağmen hala ezberimdedir şarkıları. bazıları çok ergence bulsa da bunun tamamen onların saçma önyargıları ya da o çok iyi bildikleri(çok anlarlar çünkü müzikten, beğenmezler türkçe rapi ve dinleyenini) müzik anlayışından dolayı olduğunu düşünüyorum. müzik bilgisi de çok iyidir ayrıca çok çok iyi bir söz yazarıdır, gerçekten edebiyat yapar ayrıca kelime haznesi çok geniştir. bunu anlamak için müneccim ya da profesör olmaya gerek yoktur şarkılarını kulak vererek ve ciddiye alarak dinlemek yeterlidir. bir zaman sonra kendisine olan hayranlığım azalıp eskisi kadar çok dinlemeyi bıraksam da severim kendisini, cümleleri çok iyi, insanın kalbine dokunuyor.
ton balığı-pilav
patates-domates
sahlep-tarçın
dürüm-ayran
babam-ben
ne okuyosun?
-sanat tarihi
ne olacaksın bitirince?
-sanat tarihçi(bunu bilerek söylüyorum)
o ne yani tam olarak?
-sanatın tarihsel gelişimi diyelim
4 yıllık mı?
-evet
iyiymiş, o zaman kpss falan..
-atama yok bizde.
aaa, olsun canım herkes okuduğu mesleği yapmıyor sonuçta üzülme
-üzülmüyorum zaten.
ve kapanış. sürekli bunlara maruz kalmak gerçekten yorucu. benim kazanacağım para başkalarını neden bu kadar ilgilendiriyor anlamıyorum, bilmedikleri şeyi nasıl oluyor da küçük görebiliyorlar onu da anlamıyorum. neyse.
yalnızsın, ne olursa olsun tek başınasın. hayat yolculuğunda kim elinden tutarsa tutsun hiç biri yolun başlangıcından bitişine kadar senin elinden tutuyor olmayacak, kimi elini bırakacak, kimi tutmak istemeyecek, kiminin elleri kayıp gidecek ellerinin arasından.. işte o anlarda tökezlediğinde ya da düştüğünde ayağa tek başına kalkmak zorundasın, bununla tek başına baş etmek zorundasın. yanında birileri olsa dahi kimsenin kalıcı olmayacağını ya da olamayacağını göz önünde bulundurmalısın. ki bazen birileri yanında olsa bile yüreğine dokunamayacak, seni anlayamayabilecek. tek başınalık iyidir, her şeyde olduğu gibi o da dozunda olunca tabi.
ben çok üzgün, çok mutsuz ve çok berbat hissederken bunu bildikleri ve gördükleri halde yanımda hiç bir şey yokmuş gibi gülerek eğlenen arkadaşlarıma bakarkenki o his. çok garip, hiç kızamadım ama çok daha fazla yalnız hissettim o an.